KIBRIS ALEVİ KÜLTÜR VAKFI Türkiye'de Eşit Yurttaşlık, Laiklik ve Aleviliğin Kendini Tanımlama Hakkı

KIBRIS ALEVİ KÜLTÜR VAKFI Eşit Yurttaşlık, Laiklik ve Aleviliğin Kendini Tanımlama Hakkı Bir siyasal düzenin niteliği ve meşruiyeti, yalnızca çoğunluğun iradesine dayanan sayısal bir hesapla değil, çoğulculuğu güvence altına alma kapasitesiyle ölçülür. Farklı kimliklerin, inançların ve toplulukların kendi gerçeklikleriyle var olabilmesi, kamusal karar süreçlerinde kurumsal olarak temsil edilmesi ve devlet olanaklarına ayrımsız erişebilmesi demokratik düzenin temel koşuludur. Eşit yurttaşlık, yasa önünde eşitlik iddiasının ötesinde; hukuki güvence, siyasal katılım, toplumsal tanınma, örgütlenme özgürlüğü ve kamusal kaynakların adil paylaşımının bir bütün olarak gerçekleştiği yapısal bir haktır. Türkiye’de demokratikleşme veya barış söylemi altında yürütülen süreçler, toplumun kurucu unsurlarından birinin hak ve özgürlüklerini ikincil bir pazarlık alanı olarak gören vesayetçi anlayıştan ayrı düşünülemez. “Her toplumun sorunu kendisini ilgilendirir” yaklaşımı, halkların dayanışma zeminini zayıflatmakta, demokrasiyi ortak sorumluluktan arındırmaktadır. Bu anlayış evrensel laiklik ve çoğulcu demokrasi ilkelerinin değil, tekçi ve çoğunlukçu devlet aklının dışavurumudur. Alevilerin eşitlik ve özgürlük talebi dar bir kimlik meselesi değildir; Türkiye’nin demokratikleşme, toplumsal barış ve ortak gelecek sınavının ayrılmaz parçasıdır. Devlet ile inanç toplulukları arasındaki ilişkinin sınırları açıktır. Laik devletin görevi bir inancı tanımlamak, öğretisinin sınırlarını çizmek, temsilcilerini belirlemek veya inançsal yetkinliği belgelendirmek değildir. Devletin asli yükümlülüğü hakları korumak, yapısal ayrımcılıkla mücadele etmek, özgür örgütlenmenin koşullarını oluşturmak ve kamusal olanaklara eşit erişimi güvence altına almaktır. Aleviliğin mahiyeti, inançsal konumu ve Yol’un özneleri devletin idari tasarruf alanının dışındadır. “Tanıma” adı altında Aleviliğin merkezi bürokrasi tarafından yeniden tarif edilmesi, inanç özgürlüğüne yönelik dışsal bir müdahale ve vesayet girişimidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Alevilik-Bektaşilik kurs programları ve bunlara bağlı eğitici eğitimleri, söz konusu sınır ihlalinin somut örneğidir. Buradaki temel sorun Alevilik hakkında bilgi verilmesi değil; tarihsel belleğin ve rızalık temelli yaşayan bir öğretinin modüllere, ders saatlerine, standart kazanımlara, ölçme yöntemlerine ve sertifikalara indirgenmesidir. Bu sürece Alevi kimliği taşıyan kişi veya yapıların katılım göstermesi, devlet merkezli müdahalenin niteliğini değiştirmez. Aksine, Aleviliğin dışarıdan tanımlanmasının içeriden meşrulaştırılması sonucunu doğurur. Yol hizmetinin itaat ve biat ilişkisine dönüştürülmesi, inançsal yetkinliğin bürokratik belgelerle tescil edilmeye çalışılması kabul edilemez. Bu yaklaşım basit bir pedagojik eksiklik değil; Aleviliği kendi toplumsal ve öğretisel gerçekliğinden koparan bir bürokratik standartlaştırma ve inanç mühendisliği girişimidir. Aleviliğin tarihi, felsefesi, edebiyatı, sazı, sözü ve toplumsal kurumları bilimsel araştırmanın ve eğitimin konusu olabilir. Yol ve Erkan’ın bütünü ise idari bir kurs programına indirgenemez. İkrar, rızalık, cem, musahiplik, ocak ve sürekler merkezi idarenin belirlediği performans ölçütlerine sığdırılamaz. Yol hizmetleri profesyonel kamu personeli faaliyeti değildir. Bu hizmetler, toplumsal rızalık, vicdani sorumluluk, Yol içindeki deneyim ve öğretisel birikimle sürdürülür. Kurslara katılımın biçimsel olarak gönüllü tutulması, müdahalenin niteliğini ortadan kaldırmaz. Müfredatı, yöntemi, eğiticiyi ve sertifikayı devlet otoritesi belirlediğinde, “seçenek” görüntüsü altında devletçe sınırlandırılmış bir Alevilik anlayışı sunulur. Bunun sonucu, Aleviliğin bürokratik kalıplarla yeniden üretildiği, sisteme uyumlu ve asimilasyona açık bir “makbul inanç” modelidir. Alevilik bürokratik belgelerle veya tescil edilmiş biat ilişkileriyle değil, Yol’un rızalığıyla var olur. Aleviler adına vesayet kuran değil, Alevilerle birlikte eşit yurttaşlık zemininde söz üreten çoğulcu ve demokratik bir anlayış; toplumsal barışın, halkların kardeşliğinin ve ortak geleceğin temel güvencesidir. Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti 5 Ekim 2026